Perşembe, Şubat 21, 2019
Anasayfa > Diğer > “Radyo Söyledi…”

“Radyo Söyledi…”

Ülkemizde ilk düzenli radyo yayını 6 Mayıs 1927 tarihinde İstanbul Radyosu’nda başlamıştı. Telsiz Telefon Türk Anonim Şirketi tarafından başlatılan radyo yayınları, on yıl süreyle bu şirket tarafından yönetildi ve yürütüldü. 1936 yılında sözleşmesi sona erdiği için, bu görev T.T.T.A.Ş.’den alınarak o zamanki adıyla Nafıa Vekaleti’ne bağlı olan PTT’ye verildi. 1940 yılına kadar bu teşkülit bünyesinde sürdürülen radyo yayıncılığının etkileri, dolayısıyla da önemi giderek artınca, yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duyuldu. Başbakanlığa bağlı Mutbuat Umum Müdürlüğü kuruldu ve radyo yayınları düzenleme ve yürütme görevi bu kuruluşa verildi. 1943 yılında yeni bir düzenleme daha yapılarak kuruluşun adı “Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü” olarak değiştirildi. Radyo yayınları da bu kuruluşun alt birimlerinden birisi olan “Radyodiffüzyon Müdürlüğü” tarafından yürütüldü.

Türkiye’de radyo yayıncılığının ilk yılları, diğer ülkelerden farklı değildi. Genelde batı ülkelerinin radyo yayıncılığına yön veren ilkeleler bizde de uygulanıyordu. Radyo vericilerinin kapsama alanı sınırlı olduğu gibi radyo alıcılarının sayısı da azdı. Bu alandaki teknoloji ve sanayi henüz yeterince gelişmemişti. Radyo alıcıları imkanı olan evlerde, insanların topluca bulundukları bazı mekanlarda vardı. Bugünkü gibi evde, cepte, çantada taşınabilen transistörlü radyolar yoktu.

O yıllara ait günlük program ve yayın çizelgelerini incelediğimizde program türlerinin çok az, yayın saatlerinin ise 3 ile 6 saat arasında değiştiğini görüyoruz. Yine o yıllarda radyoculuk diye bir meslek yoktu. Programların hazırlanması ve yayınlanması, bu işe meraklı az sayıda personel tarafından yürütülüyordu.

Radyo programları çeşitlendikçe, alıcı sayısı arttıkça, radyo dinleyenlerin sayısı da giderek arttı. Artık radyo yayınlarının da bir amacı ve işlevi vardı. Bu işlev, haber verme, eğitim ve kültür, müzik ve eğlence, mal ve hizmetlerin tanıtımı ana başlıklarıyla özetleyebileceğimiz görevlerdi. Buna kamuoyu oluşturma da diyebiliriz. T.T.T.A.Ş. yönetimindeki radyo yayıncılığı zaman zaman eleştirilmiştir. Eleştirenler, radyonun toplumsal işlevi olduğu halde, bu işlevi yerine getiremediğini söylüyorlardı. Yayınların müzik ağırlıklı olduğu ve radyonun bir eğlence aracı haline getirildiği söyleniyordu. Devletin radyoyu bir eğitim ve kültür aracı olarak kullanması gerektiğini düşünenler çoğunluktaydı. O yıllarda, bütün bu eleştiriler karşısında radyolar çeşitli etkilere açıktı. 1935 yılında, yaklaşık bir buçuk yıl süreyle radyolarda Türk müziği yayınları yasaklandı. Köye ve köylüye yönelik ilk program “Ziraat Vekaleti Sanatı” adıyla 1935 yılında yayınlanmaya başladı.

Bunun yanı sıra “Meteoroloji Saati”, “Arıcılık Saati” gibi programlar da yine bu yıllarda yayınlanmaya başlandı. Günümüzde “Din ve Moral Yayını” diye adlandırılan yayınlara benzer ilk programlar olan “Milli Kahramanlık Menkıbeleri”, “Yurt Bilgisi ve Sevgisi” gibi programlar da yine bu dönemde hazırlandı ve yayınlandı. Türk radyoculuğunun temel yayınlarından olan çocuk programları giderek daha zengin içeriklerle hazırlandı ve sunuldu. Bu gelenek günümüzde de devam etmektedir.

Haber bültenleri, bugünkü anlamıyla olması gereken nitelikleri taşımıyordu. Haber bültenlerinin başlıca kaynağı Anadolu Ajansı’ydı. A.A.’dan gelen teleks şeridindeki haberler spikerler tarafından okunuyordu.

Radyo yayınlarının insanlar ve toplum üzerindeki etkileri iyice anlaşılınca bu iletişim aracının işlevleri de giderek çeşitlenmeye, genişlemeye başladı. Önceleri sadece haber alma, müzik dinleme işlevinden sonra toplumları etkileme, bir başka ifadeyle kamuoyu oluşturma, propaganda işlevi ön plana geçti. Başta devlet olmak üzere, çeşitli kurum ve kuruluşlar ve sermaye sahipleri, radyonun gücünden daha fazla yararlanmanın yollarını aradılar. Devlet, yayınların denetlenmesi, halkın zararlı propagandadan korunması, milli çıkarlara uygun görüşlerin ifade edilmesi, yine bu yöndeki haberlerin topluma duyurulması gerekliliğinin bilincine vardı.

Anlaşıldı ki, kitle iletişim araçlarını ellerinde bulunduranlar, bu araçla toplumu etkilemeye, yönlendirmeye çalışmaktadırlar. Yine anlaşıldı ki düşüncelerin serbestçe açıklanabileceği ortamlarda demokrasinin yerleşmesine ve işleyişine katkıda bulunabilecek bu araçlar, yalnızca bu araçları ellerinde bulunduranların düşüncelerini, ideolojilerini açıklama amacıyla kullandıklarında bir baskı aracı olabilecektir.

Ankara Radyosu
Ankara Radyosu

Radyo yayınları 1937 yılında PTT yönetime geçince devletin ilk işi, Ankara’da güçlü bir verici istasyonu ile yeni bir radyo binası yapımına başlamak oldu. 120 Kw gücündeki Etimesgut verici istasyonu tamamlandıktan sonra yayınlar 28 Ekim 1938 tarihinde düzenlenen bir törenle, bugünkü “Radyoevi” binasında yapılmaya basladı. Böylece radyo yayıncılığının merkezi Ankara Radyosu oldu.

1940 – 1946 yollarının Türk radyoculuğu açısından özel bir anlamı vardır. 2. Dünya Savaşı yalnızca ülkemizde değil, bütün dünyada radyonun önemini artırmıştır. Savaşan ve savaşa katılmayan bütün ülkeler, radyoyu bir propaganda aracı olarak kullanmaya başlamışlardır. Savaş ister köyde yaşasın, ister şehirde yaşasın, bütün insanların haber alma ihtiyacını adeta kamçılamıştır. Bir yandan savaş yıllarının şartları, diğer yandan da bu aracın propaganda amaçlı kullanılışının bütün dünyada yaygınlaşması, devletin radyoyla daha yakından ilgilenmesini gerekli kılıyordu. Radyoyu devletin sesi olmakla eleştirenler, bu dönem yayıncılığını “Milletin Kulağı, Hükumetin Ağzı” şeklinde niteliyorlardı. Gerçekten de radyo artık giderek çok etkili bir kitle iletişim aracı haline gelmişti. 1940 yılında Radyofüzyon Müdürlüğü yapan Vedat Nedim Tör, radyonun önem ve etkisini şöyle dile getiriyordu:

“Hiç şüphesiz ki radyo zamanımızın en güçlü, en verimli bir yayın aracıdır. Aynı yerden, aynı zamanda sınır içi ve dışı milyonlara hitap edebilmek, düşünülürse korkunç bir kuvvettir. RADYO SÖYLEDİ sözü KİTAPTA YERİ VAR deyimi kadar önem kazandı. Radyonun göklerden gelen görünmez ve mistik sesinin öyle büyülü bir tesiri var ki, bunun yığın psikolojisi bakımından değeri ölçülemeyecek kadar büyük.”

Burhan Belge ise Radyo Dergisindeki bir yazısında:

“Bir takım haberlerin bir araya gelmesinden ortaya çıkacak bir hüküm ve bu hükmü bir insanın kafasına ‘karışım’ olarak yerleştirebilmek olan telkin, radyo ile daha kolay yapılabilir. Çünkü bu telkin, kulaktan girecek ve kolaylıkla dinleyenin kanaatine ve düşüncesine yerleşecektir.”

Bir başka yazısında ise Burhan Belge şunları söylüyor:

“İnsanlığın günlük hayatı, bu savaştan sonra bir çok özellikler ve yeniliklere bezenecektir. Bunların daha şimdiden en güçlüsü, bütün bir ulusun, hatta tüm insanlığın, radyo kutusu başında eski agoralarda yahut forumlarda buluşur gibi buluşmasıdır. Buna göre iyi çalışan ve halın hem sevgi, hem de güvenini kazanmış bulunan bir Türk Devleti Radyosu, ne daha çok, ne de az, yalnızca Türk Ulusu’nun kendi agora veya forumunda yüksek düzeyde bir kültür hayatına kavuşması demektir.”

Türkiye’nin 2. Dünya Savaşı yıllarından başlayarak, başta batı ülkeleri olmak üzere, pek çok ülkeyle yakınlaşması radyo yayınlarına da yansımıştır. Bugünkü “Dış Yayınlar”ın temelleri 1942 yılında atılmıştır. Ankara Radyosu’ndan İngilizce, Fransızca, Urduca, Sırpça, Bulgarca, Arapça ve Farsça yayınlar yapılmıştır. Bugün Dış Yayınlar Dairesi Başkanlığınca yurt dışına 27 dilde yayın yapılmaktadır. Çok partili döneme geçildikten sonra siyasi partiler radyoyu güçlerini artırmak amacıyla kullanmak istediler. Bu durum radyo tartışmalarını ön plana çıkardı. Olaylar öylesine gelişti ki, radyo muhalefet açısından bir rejim meselesi haline getirildi. Hükumetin dış politikası her alanda radyoya yansıyordu. Kamuoyunu ilgilendiren Kıbrıs konusuyla ilgili “Kıbrıs Saati” adlı, yayın günleri ve saatleri belli olmayan bir program, gerekli görüldüğünde yayınlanıyordu. O dönemde gündemi yakından ilgilendiren Kore Savaşı ve Türkiye’nin 25 Temmuz 1950 tarihinde Kore’ye asker göndermesi, Kore’yle ilgili yayınların her aşamasını gerekli hale getirdi. Bunun için de 100 Kw’lik Çakırlar verici istasyonu hizmete sokuldu.

1938’de Ankara Radyosu’nun yeni vericisi stüdyolarıyla hizmete girmesiyle yayınlarına ara verilen İstanbul Radyosu da yeni binası ve 150 KW’lik vericisiyle 19 Kasım 1949’da yeniden yayına girdi. 1949’da İzmir Belediyesi tarafından kurulan İzmir Radyosu da 1953 yılında Devlet Radyosu kimliğine kavuştu. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra, teknolojinin yeni ürünlerinden olan transistörlü radyolar da 1950’den itibaren ülkemize gelmeye başladı. Radyo verici istasyonların güçlerinin artırılması, dinleme alanının genişlemesi, transistörlü radyoların giderek yaygınlaşması, radyonun önemini ve etkilerini daha da artırdı. Bu dönemde Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü’ne bağlı vericiler dışında Telsiz Kanunu’nun 2. maddesine göre eğitim ve öğretim kurumlarının; 5. maddesine göre bazı kurumların verici kurabilmesine imkan sağlandı. O yıllarda Rafıa Vekaleti’nin izniyle yayına başlayan, İTÜ Radyosu (1946), İÜ Fen Fakültesi Radyosu (1951), İstanbul Teknik Okul Radyosu (1950), Türkiye Polis Radyosu (1960) ilk akla gelenler. Bu satırların yazarı da 1960’ta gazeteci Erdoğan Arıpınar’ın gayretleriyle kurulan Erzincan Lisesi Öğrenci Radyosu’nda değerli hocamız sayın Dr. Hüseyin Ağca’nın yönetiminde hazırlanıp yayınlanan programlara katılan bir lise öğrencisi idi.

Bilindiği üzere, 27 Mayıs 1960 ihtilaliyle devletin tüm kurumları gibi, radyo da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yönetimine geçti. İhtilali ve gerekçelerini geniş halk kitlelerine açıklayabilmek için yine önemli bir araç olarak kullanıldı.

Radyonun gerek daha önceki dönemlerde, gerekse ihtilali takip eden dönemde çok etkin bir kitle iletişim aracı olarak kullanılması ve kabul edilmesi, bu aracın kullanımının daha düzenli ve ayrıntılı bir şekilde kurallara bağlanmasını gündeme getirdi. Yazılı basın ve radyo gibi kitle iletişim araçlarının durumunu düzenleyen Anayasa hükümleri ve daha sonra çıkarılan seçim kanunundaki düzenlemeler de, belli bir dönemde bu araçları kötü niyetlere kullanmaya karşı denetim ve güvenlik hükümleri taşımasına öncelik verildi. 1961 Anayasası’nın “Özerk Kuruluşlar” başlığı altındaki 121. madde şöyle düzenlenmiştir: “Radyo ve televizyon istasyonlarının idaresi Özerk Kamu Tüzel Kişiliği halinde kanunla düzenlenir. – Her türlü radyo ve televizyon yayınları, tarafsızlık esaslarına göre yapılır. – Radyo ve televizyon idaresi, kültür ve eğitime yardımcılık görevinin gerektirdiği yetkilere sahip kılınır. – Devlet tarafından kurulan ve devletten mali yardım alan haber ajanslarının tarafsızlığı esastır.”

1961 Anayasası’nın öngördüğü Radyo Televizyon Kanunu’nun hazırlanması çeşitli sebeplerden gecikmiştir. 359 sayılı TRT Kanunu, 24 Eylül 1963 tarihinde görüşülmeye başlanmış, 24 Aralık 1963 tarihinde kabul edilerek, 1 Mayıs 1964 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

TRT Kanunu’yla birlikte Türk radyo yayıncılığı yeni bir döneme girmiş oldu. 90. yılına girmeye hazırlanan Türk radyoculuğu 1990’lı yılların başından itibaren yayına başlayan pek çok özel radyo istasyonunun yanında, dinleyici nezdinde ki inanırlığı, güvenirliği, kalitesini ve etkisini sürdürmektedir. Kamuoyunu bilgilendirme adına yayınladığı haber, eğitim, kültür, tiyatro, müzik, eğlence, çocuk, spor vs. programlarıyla ve bu programlarda, dilimizin, kültürün ve  millet olmanın en önemli unsur olduğunu dikkate alarak, anadilimizin, güzel Türkçe’mizin en doğru, en güzel biçimleriyle kullanılmasına hep özen gösterilmiştir.

Bunun içindir ki, her konuda “RADYO SÖYLEDİ…” sözü yayıncılıktaki anlamını, önemini, gücünü devam ettirmektedir.


Kaynaklar:

1. Şirket Telsizinden Devlet Radyosuna, Dr. Uygur Kocabaşoğlu A.Ü.S.B.F. Yayını, Ankara, 1980

2. Dünden Bugüne Radyo, Do. Dr. Özden Çankaya, Beta Yayınları, İstanbul, 1997

3. Radio 2000, TRT Eğitim Daire Başkanlığı Yayını, Ankara, 1991


Alıntı: Fahri Taş – Radyo Söyledi – Yüce Erek Dergisi (ISSN: 1302-3691) 44. Sayı. 

The following two tabs change content below.

Fahri Taş

Son Yazılar: Fahri Taş (tümünü gör)

Bir Yorum Yapın