Perşembe, Şubat 21, 2019
Anasayfa > Diğer > Kazak Çadırı

Kazak Çadırı

Giriş


Kazak halkının tarihi ile kültürü çok eski zamanlara dayanmakta olduğu hepimize malumdur. Bu konuda tarihimiz ve kültürümüzle ilgili birçok bilimsel çalışmalar ortaya konulmakta, oldukça seviyeli araştırmaların sonuçları okuyucularıyla kavuşmaktadır. Ama her ne kadar böyle olursa olsun, kültürel mirasımızın örnekleri, onların felsefi anlamı ve içeriği, tarihi kökeni ve gelişme safhaları etraflı incelendi mi, bunların üzerine bilimsel açıdan detaylı ve sistematik çalışmalar yapıldı mı, bilim dünyasındaki kendi yerini buldu mu? Tabii ki şimdilik böyle değildir. Bunun birçok önemli nedeni vardır. Şu da bir gerçek ki, eski Sovyet sistemi ve baskısı Kazakların milli miraslarına ve değerlerine ters etkide bulundu. Ancak, geçmişi analiz süzgecinden geçirdiğimizde, öz kültürümüzün “çelikten daha sağlam” olduğunu ve çevikliğinin sayesinde eski sert sistemin siyasetine ve baskısına karşı durup, kendiliğini korunduğuna müşadehe ederiz. Şüphesiz ki , bu ise kültürün “sağlamlığıyla” birlikte onun zaferi idi. Kültürün korunması ve zaferi ise, o kültürü taşımakta olan milletin korunması ve zaferi demektir. Bahsetmekte olduğumuz çatışma, yenik düşme veya galip çıkma bizim ana konumuz olmadığından dolayı bu konu üzerinde durmayı uygun görmekteyiz. Yukarıda bahsettiğimiz sebeplerin biri de bilim adamlarının seviyesizliği, bilimsel çalışmaların eksikliği yahut yeterince bilimsel olmamasından değildir. Aksine Kazak kültürünün zenginliğinden, dipsiz derinliğinden kaynaklanmaktadır. Onun için de kültürel mirasla ilgili yapılan çalışmaları “çok” diye belirtirsek yanılacağımız muhakkaktır.

İşte deminden beri sözünü etmekte olduğumuz Kazakların kültürel miraslarının paha biçilmez örneklerinin biri kiyiz üy‘ (keçeli ev, çadır)” dir. L. M. Gumilev “Drevine Türki (Eski Türkler)” adlı eserinde Türk kültürünün, Çin kültürüne yapmış olduğu etkisini açıklamakla beraber, 772 – 846 tarihinde yaşamış olan Çin şairi Bo Tsiuy’un şiirlerini de sunmaktadır. Şunu da söylememiz gerekir ki, bu şiir, “kiyiz üy”le yakından ilişkilidir. Biz de L. N. Gumilev’un bu değerli verisini Türkiye Türkçesine çevirerek dikkatinize sunmayı uygun gördük:

Hatırımdadır nefesi kışın,
Ve karın uçan ıslıkları.
İhtiyarım, nefesi karanlığın,
Acıdır, soğuğu ölü karanlığın.
Şükür ki çadırım vardı bende,
Kuzeyin günü gibi masmavi.
Orada zıplayan mutlu ateşler,
Korudular soğuktan beni.

***

Zaman geçmektedir benim çadırımda,
Ve eskisi kadar mutluyum.

***

Sıhhatim azıcık iyi olunca,
Güzle kavuşurum çadırda elbet.

Gördüğünüz gibi 772 – 846 tarihlerinde yaşamış olan Çin şairi Bo Tsiuy şiirlerinden “kiyiz üy” hakkında bilgilere rastlamaktayız.

Çin kaynaklarında “Tarih Hatıraları” adını taşıyan eserde, tarihçi Sima Çian‘ın sözlerine kulak verecek olursak, Tanrı Dağları, Yedisu bozkırları ve Altay Dağları’nda yaşayan Türk topluluklarının keçe yurt kullandıklarını öğrenebiliriz.

Bu keçe yurtların ne zamandan beri kullanıldığına dair elimizde ne yazık ki vesika yok. Fakat Han Sülalesi devrinde dahi tekamül etmiş bir eşya olarak kullanıldığına göre icadı ve hayatta yaygınlaştırılması için uzun bir zamanın geçmesi gerekmektedir. Sima Çian’ın “Tarih Hatıraları” eserinde verilen diğer belgelere bakacak olursak, keçe yurdun tarihi daha eski devirlere tarihlendirilebilir. “Hunlar‘ın göçebe hayat geçirdiği devir, Tan, Yü Hanlar devri”. M.Ö. VII – II yüz yıla tekabül eder. Bu aşağı yukarı yeni taş (neolitik) çağına rastlar.

Ayrıca şunu da söylememiz yerinde olacaktı ki, “kiyüz üy” hakkında başka da şahısların yazıları mevcuttur. Ancak o yazılara daha ilerde değineceğiz.

“Kiyiz Üy” örnekleri Kazaklarda olduğu gibi diğer komşu ve akraba topluluklarında da vardır. Örneğin, Özbekali Canibekov‘a göre, kiyiz üy, Moğolların “ger”i ile karşılaştırıldığında keregesi (duvarları) daha da yüksek, uık’ın (şanırak / kubbe merkezi ile keregeleri birleştirmek üzre kullanılan ağaçlar) uç kısmı eğri olduğundan dolayı kubbesi yüksek, şekli hoş olur.

Bununla birlikte “kiyiz üy” örnekleri diğer Türk topluluklarında da mevcuttur. Kırgız, Türkmen, Başkurt, Nogay, Karakalpakların tarihi gelişme sürecinde meydana gelen bazı değişikler olsa bile çadırın Türk topluluklarındaki genel karakteristiği korunmuştur. Bu konu ile ilgili S. Rudenko “Kazahi” eserinde şöyle bir açıklama getirmektedir: “Kazakların kiyiz üyünü, mimarisi bakımından bugüne kadar göçebe halkların hiç biri geçememiştir, taşınabilecek meskenlerin en mükemmelidir.”

Kos

Şimdi de sözünü etmekte olduğumuz Kazak “kiyiz üyi”nin gelişme süreci nasıl idi, ne gibi türleri vardı ve nasıl kullanılırdı konuları üzeriden duralım. “Kazakların keçe ile örülen ilk çadır örneklerinden biri kos” olduğunu Ö. Canibekov “Colayrikta” eserinde bahsetmektedir. “Kos” , sırt kısımları yontularak hazırlanmış ve uçlarında iple biriktirmek için delikler bulunan 2,5 – 3 metre uzunluğundaki ağaçlardan oluşur. Yapı bakımından basit ve sade olmasıyla dikkat çekmektedir. Tabii ki bu örnek günümüzde kullanılmamaktadır. Ancak kos çobanlar tarafından kullanılmıştır ve göçebelikte kolaylıkları temin etmiştir. Kos’u aküy (beyaz çadır) ve karaüy’in (siyah çadır) prototipi olarak düşünmeliyiz. Yaşam tecrübesi zenginleştikçe, kos’un iç ve dış yapısı da zenginleşmiştir. Aküyün prototipi kos olduğunu belirtmekle beraber, kos da gelişme sürecinde kendi yerini ilkine nazaran daha gelişmiş şekline vermiştir. Bu mesken bizde “kürke” olarak bilinmektedir.

Kürke

Kos’un gelişme safhasını oluşturmakta olan kürkeuik” ve “keregelerin” olmasıyla dikkate değerdir. Göçebeliğe elverişle meskenlerin en eskisidir. Üç kanatlı keregelerin bazı noktalarından kaldırılan uiklar nedeniyle pek de “güzel” görünüm arz etmez, çünkü dik uikların başlarını biriktirme usulüyle yapılırdı. Kürke “şiy” ile sarılır ve keçe ile örtülür. Şunu da söylememiz yerinde olacak ki, kürke bundan 30 – 40 sene kullanılmaktan çıkmıştır.

Böylece kos’un gelişmesinden kürke’nin ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Mekan ve zamanın, sosyal şartlar ve tarihi vakıaların gelişmesi sonucunda, kürke de kendi gelişme sürecini devam ede gele, mimarlık özelliğini zenginleştirerek, kendi gelişme sırasını “Abilayşa“ya (şartlı olarak) verdiğini öne sürmekteyiz. Bu meskenin göz çarpıcı örneklerinin biri onun “şanirak“lı olmasıdır. Bu özellik ise, gelişme sürecinin önemli bir safhası olduğunu açıkça göstermektedir.

Kos’tan bu örneğin farkı şu ki, küçük şanırakı kiyiz üyi anımsatır, üst kısmında “üzdik“, “tündik” ve keçe kapı kullanılır. Bu meskeninin adını halk Abılay Han (1711 – 1781) ismiyle bağdaştırmaktadır. Bizce bu meskenin “Abılayşa” olması onun Abılay Han zamanında ortaya çıktığını göstermez. Ancak tahmin ediyoruz ki, Abılay devrinde askerler ve halk arasında sıkça kullanıldığından dolay bu isim verilmiştir.

Tuırlık Üy

Bunun gibi Kazak meskenlerinden biri de “tuırlık üy“dür.  Tuırlık üy esasen dört kanatlı, uıkları küçük şanıraka takılan ve sadece tuırlıklarla örtülen mesken örneğidir. Tuırlık üy fonksiyonu bakımından yazlık ve güzlük yaylaklarda 2-3 günden fazla süre kalınamayacak az sulu yerlerde duraklama için dikilirdi. Yapı bakımından kürkeye yakın; ancak, mimarlık açısından daha zengin, aküy veya karaüye nazaran oldukça basit ve sadedir.

Aküy ve Karaüy

Kazak meskenlerinin gelişme safhalarını dikkatler incelediğimizde, halk arasında popüler olan, çok sık kullanılan ve ayrı bir dikkati üzerine toplayan aküy ve karaüyleri görürüz. Bu evler hakkında Ö. Canibekov şöyle demektedir: “Aküy bolluk ve huzurun simgesidir. ‘Kazaktin kiyiz üyü (Kazak çadırı)’ ünvanına tek başına sahip çıkmıştır. O, arkan-iplerle biriktirilen yapısı kolayca sökülebilecek ve tekrar kolayca dikilebilecek keçeli meskenin ayrı bir dikkate değer örneğidir.”.  Uzunluğu 135 – 140 cm. 15 başlı, 6 keregeden kubbesini oluşturan 240 – 250 cm. şaniraktan, alınca ve eşiğin üst kısmına eklenen iki kanatlı kapıdan oluşur. Ayrıca, dört tuırlıkla iki üzikle (paçalı perde) ve tündikle kaplanır. Bağları şanirakın çemberi ile içe doğru çekilip, bağlanacak keçe kapı uzikin altıyla sikirlavukun (kalın tahtadan yapılan ağaç kapı) altına geçirilir. Keçe kapı gündüz alıncaya kadar kaldırılıp, tündikin bağlarıyla içe doğru bağlanır. Göçebe meskenlerin bolca kullanılmakta olan ve gelişmiş bir örneğidir. Bu onun kubbesinin yüksekliğinden, asıl ağırlık keregeye düştüğünden ve Moğolların “ger”i gibi kubbeye iki taraftan direklerin konmasından da görebiliriz. Aküy isminin teşekkülü, beyaz rengi elde etmek için kireç katılarak basılan “akböz” keçenin kullanılmasından kaynaklanmıştır.

Karaüy, aküy ile birlikte dikilen eşidir. Mutfak olarak kullanılmıştır. Aküye göre daha küçük, dört kanatlı, uikları kısa ve diktir. Çoğu zaman kahverengi keçeyle örtüldüğünden, “karaüy” veya “karaşa” olarak adlandırılmıştır.

Gördüğünüz gibi, aküy ve karaüyün teşekkülü ve halk tarafından sıkça kullanılması, asırlar boyunca devam ederek gelişen tecrübeden kaynaklanmıştır. Kazaklar kültürel miraslarından sayılan kiyiz üyün gelişmesi, fonksiyonu, önemi ve sanatsallığı bununla sınırlı kalmamıştır. Değinmek istediğimiz söz konusu Kazak çadırının gelişmiş bir türü otau (otağ)’dır.

Otav (Otağ)

Otağın fonksiyonuyla ilgili bir çok etnografik çalışmalar ve varsayımlar mevcuttur. Bu çalışmaların otavın 3-4 kanatlı ve şanırakının küçük olması nedeniyle onu aküyün küçültülmüş türü olduğu söylenmektedir. Bizim kanaatimize göre otavın kendisine has, özel bir fonksiyonu ve halk arasında önemi olmuştur. Bizce, fonksiyon itibarıyla, otav, uzun yolculuktan gelen damat için ve gençlerin hürmetine dikilirdi. Bizce yeni evlenen genç çiftlere Kazakların “Tikken otauınız kuttı bolsın! (Diktiğiniz otağınız kutlu olsun!)” diye dilekte bulunmas, otavın asıl fonksiyonunu ve önemini açıkça ortaya koymaktadır. Bununla birlikte otav kendisine has sanatsallığıyla, güzelliğiyle ve mimari özellğiyle diğer meskenlerden farklı ve ayrı bir yere sahiptir. Keçesinin beyaz olduğuna bakara onu, aküyün küçük türü diyemeyiz. Çünkü,  yukarıda dediğimiz gibi, otav gerek süsü, gerek yapı bakımından, gerek sanatsallık bakımından farklıdır ve ayrı bir yere sahiptir. Beyaz olması onun aküyün küçük bir türü olduğunu göstermez çünkü, beyaz/ak mutluluğun ve hürmetin simgesidir. Bununla birlikte, diğer renklerin de kendine has anlamları ve taşıdıkları önemleri vardır. Tabii ki, gerek aküyün, gerek otavın beyaz renkte olması belli derecedeki saygı ve hürmetin maddedeki yansıması ve şeklidir. Ancak şunu da söylemek gerekir ki, hürmet ve saygının kendi ölçüleri, yeri olmuştur. Yani otavın vrdiği hürmet derecesi ayrı ve diğerlerine göre farklı, aküyün verdiği hürmet derecesi ayrı ve diğerlerine göre farklı, ordanın verdiği hürmet derecesi ayrı ve diğerlerine göre farklı olmuştur. İşte bunlardan dolayı, otavı, aküyün küçük bir türü diyemeyiz. Aksine, hem otav hem aküy hem de orda kendilerince seviyeli sanatın birer ürünleridir. Kazakların güzellik arayışının bir bulgusudur.

Orda

Şimdi de yukarıda adı geçen “orda” üzerinde duralım. Orda Kazak çadırlarının en değerli, en mükemmel örneğidir. Onu, “kiyiz üy” gelişme sürecinin ulaştığı doruk noktası da diyebiliriz. Fonksiyon açısından yukarıda bahsettiğimiz çadır örneklerinin hiçbirine benzemez. Kendine özgü olan mimarisi, süslemesi, sanatsallığı kısaca tüm özelliği ayrı bir dikkate değerdir. Sözünü etmekte olduğumuz ordanın karakteristiği hakkında Ö. Canibekov şöyle bir malumat verir: “orda oniki, hatta daha fazla olabilecek kanatlı keçeli evin örneğidir. Genişliği 130 – 140 cm, keregesinin uzunluğu 240 – 250 cm’dir. Örtme amacında aküyde olduğu gibi beyaz keçe kullanılmıştır.” Genel olarak, orda törenlerde, hanlık anlaşmalar ve antlaşmalar yapılırken dikilmekle beraber, hanların da oturduğu mesken fonksiyonu görmüştür. Kazakçadaki “Han Ordası” terkibi işte bundan dolayı kullanılmakta olduğunu söyleyebiliriz. Türk topluluklarındaki “orda” kelimesi güç kuvveti bildirmektedir. Örneğin Türkiye Türkçesinde “ordu” kelimesi askeri kuvvet anlamını karşılamaktadır. Şunu da söylemeliyiz ki “orda” kelimesinin Türk dilindeki yeri ve kullanım alanları bizim ana konumuzun dışında olduğundan dolayı üzerinde detaylı olarak durmayacağız. Yabancı seyyahlar (Gilom de Rubuk, Antoni Jenkinson vb.) tarafından ordanın iç ve dış güzelliği, süslemeleri, zamanının kralları ve imparatorlarının saraylarından eksik olmadığına dair yazılmış olan yazılı belgeler de mevcuttur. Kazak çadırının gelişme süreci ve eğilimi yukarıda bahsettiğimiz gibi oldu diyebiliriz. Ancak şunu da söylememiz gerekir ki, göstermekte olduğumuz söz konusu meskenlere bakıp da “Kazaklar meskenlerden sadece çadırı kullanmıştır” diye yorum yapmak yanlıştır. Tabii ki göçebelikte kullanılmayan meskenlerinde kendine has özelliği, yani gelişme safhası gibi aşamaları vardır ve böyle olması da doğaldır. Ancak biz bu çalışmamamız da Kazakların göçebelik meskenlerinden bahsetmekteyiz. Yukarıda da değindiğimiz gibi, göçebelikte kullanılmayan meskenler “kiyiz üy” gibi veya benzer bir yolla gelişme safhaları izlemiştir. Böyle gelişmelerin kaydedilmesi tabii ki, coğrafi yerleşim, siyasi, sosyal ve ekonomik şartlar ve faktörlere de bağlıdır. Örneğin, yerleşik yerlerde veya zamanının kültür, bilim ve ticaret merkezleri olan savran, Otirar, Taraz vs. gibi şehirlerde bu mevzuların eğilimi değişik bir şekilde yaşanmıştır. Bu mesele konumuzun dışında ayrı bir araştırma ve inceleme konusu arz ettiğinden dolayı bunun üzerinde fazla durmayacağız.

Kazak Çadırının Rasathanelik Fonksiyonu

Bir başka husus da Kazak keçe yurdunun rasathane olarak kullanılmasıdır. Bu özelliği kısaca zikredersek şöyle ki, keçe yurdunun tam ortasında oturan kişi şanırak vasıtasıyla mart ve Nisan aylarında gökyüzünün kuzey kısmında yerküreden kolaylıkla görülebilecek yıldızları seyredebilir ve göçebelikle ilgili yorumlar yapabilir. Alt uçları keregeye, üst uçları şanıraka bağlanan keregeler vasıtasıyla gökyüzünü derecelere bölerek net hesap ve yorumlara ulaşılabilir. Kazak çadırları genelde 6 veya 12 kanat olarak yapılır. Kazakistan’da ise yıl mevsimleri şartlı olarak altı ay yaz, altı ay kış olarak hesaplamıştı. Çadırın üç kanadı 6 ay yazı (Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos) veya iki mevsimi (ilkbahar ve yaz) kapsıyorsa, diğer üç kanadı 6 ay kışı (Eylül, Ekim, Kasım, Aralık, Ocak, Şubat) veya iki mevsimi (sonbahar ve kış) kapsar. Çadırın kapısı 7. kanat olarak hesaplanmıyorsa da çemberin genişliğinin artmasına yardımcı olabilir. Kapı ise “beş konak” günleri simgeler. Şöyle ki:

1. 30 gün x 3 Ay = 90 gün x 2 Mevsim = 180 gün x 2 360 gün.

2. 360 gün + 5 konak = 365 gün.

Kısacası Kazak çadırı sadece bir mesken değil bununla birlikte rasathane fonksiyonu da görmüştür. (Geniş bilgi için bkz: Kaldarhan Kambarov, Kazaktın Ulttık Küntizbesi, Parasat, 7. şilde, 1998, Almatı)

Sonuç


Sonuç olarak şunu söylemeliyiz ki, günümüzde Kazak çadırı olarak bilinmekte olan meskenler kendine özgü gelişme süreçlerinden ve aşamalarından geçerek gelişmiş ve bugünkü haline gelmiştir. Tabii ki bu gelişme asırların kapsamında gerçekleşmiştir. Özellik itibarıyla tekerlikli meskenlerden ve yukarıda bahsettiğimiz tekerleksiz göçebelik mesken çeşitlerinden ibaret olmuştur. Her aşama ve her örnek kendi başına birer mana ve anlam taşımıştır. Bu konuyu Kazakların uğraştığı hayvancılık meleğiyle de bağdaştırabiliriz. Şunu da söylememiz yerinde olacak ki, hayvancılık uğraşı doğa kanunlarını iyi bilmekle, hava şartlarının durumundan isabetli yorum yapabilmekle iç içe bağlıdır. Yani meteorolojik bilgi gerektirmektedir. Bu gereksinimler, şartlar ve fatörlerden dolayı yurt veya keçe evinin birer rasathanelik fonksiyonu görüldüğünü de yorumlayabiliriz.

Şu da bir gerçek ki, bu çalışmamız Kazak çadırının tüm özelliklerini ve ilişkin konularını kapsamaktadır. Çünkü, Kazak çadırı parçalarının, motiflerinin, felsefi manasının tümünü bu çalışmamıza sığdırmak imkansızdır. Ama umarız ki gelecek çalışmalarımızda tüm konuların üzerinde tek tek duracağız.

Kazak “kiyiz üy”i sadece eskinin bir parçası değil, Kazakların kendine özgü kültürünün, kendine has sanat ve mimari güzellik arayışının maddesel görünümüdür. O, kozmik poetiğinin, dünya görüşünün, maneviyatının, düşünce hızının ve keskinliğinin ortaya koymuş olduğu eseridir.


Alıntı: Nurgali Jüsipbay – Kazak Çadırı – Yüce Erek Dergisi (ISSN: 1302-3691) 9. Sayı

The following two tabs change content below.

Nurgali Jusipbay

Son Yazılar: Nurgali Jusipbay (tümünü gör)

Bir Yorum Yapın