Perşembe, Şubat 21, 2019
Anasayfa > Tarih > Hakimiyet Milletindir

Hakimiyet Milletindir

“Hakimiyet Milletindir”…

Henüz Kurtuluş Savaşı başlamadan önce yapılmıştı seçimler. Yurdun her yerinden yapılan seçimlerde kazananların bazıları gelememişti bile Ankara’ya. Yurt tam anlamıyla işgalde, bir taraftan İtilaf Devletleri ile yardakçıları Yunanlar, diğer taraftan da Damat Ferit başta olmak üzere İstanbul Hükumeti ve onların artık “oyuncağı” haline gelmiş padişah VI. Mehmet Vahdettin, Ankara’da kurulacak yeni bir meclisin önünü kesebilmek için ellerinden geleni yapıyordu. Bütün bunlara rağmen 23 Nisan’da büyük bir coşkuyla açıldı Türkiye Büyük Millet Meclisi… Bu meclisin toplantı salonunda, meclis başkanının başının hemen üstünde yazan şey ise iki kelimeydi, “Hakimiyet Milletindir.”

Saltanatın İkiliği

Bu meclis hem kurucu hem de savaş meclisiydi. İçerisinde çok büyük tartışmalar, anlaşmazlıklar olsa da meclisin ilk ve tek hedefi, bir an önce yurdu düşman işgalinden kurtarmaktı. Öyle de oldu… 19 Mayıs 1919’da başlayan Milli Mücadelemiz, 30 Ağustostaki  Büyük Taarruzla devam etmiş ve 11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi’nin imzalanmasıyla fiilen son bulmuştu. 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barışı ile de savaş resmen bitmiş ve “Milli Başarımızı” bütün dünya kabul ve tasdik etmişti.

Ancak bu meclisin, savaş dışında yaşadığı en büyük uluslararası sorunlardan biri de Lozan’da yaşanan ikilik meselesiydi. Lozan’ı sağlayan tek güç olan TBMM Lozan’da bu başarıyı paylaşacak – ve savaş zamanı kendine düşmanlık etmiş- İstanbul Hükumeti ve Padişahı istemiyordu. Bu meclisin yapmış olduğu en büyük atılımların biri de saltanatı kaldırmak oldu. Mudanya Mütarekesinden sonra Sadrazam Tevfik Paşa yapılacak olan barış görüşmelerinde Ankara hükumeti ile ortak bir duruş ve görüş bildirmeyi, Sevr’in ve işgalin kaldırılması için beraber mücadele etmeyi teklif etmiş ancak bu teklif TBMM’de itibar görmemiştir. İtilaf devletlerinin  28 Ekim 1922’de hem Osmanlı Hükumetini hem de TBMM Hükumetini aynı anda resmen görüşmelere çağırmasının sonucunda, 28 Ekim 1922’de mecliste görüşmelere başlanmış, aynı gün sonuç çıkmasa da saltanatın kaldırılmasına karşı çıkan vekiller Mustafa Kemal Paşa ile görüştükten sonra ikna olmuş  ve 1 Kasım 1922’de kabul edilen 308 numaralı “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, hukuku hâkimiyet ve hükümraninin mümessili hakikisi olduğuna dair” isimli kararnamesi oy birliğiyle kabul edilerek saltanat kaldırılmıştır. Saltanatın kaldırılmasının ardından İstanbul Hükumeti kendini lağvetmiş, karardan 16 gün sonra da VI. Mehmet Vahdettin bir İngiliz zırhlısı ile İstanbul’u terk etmiştir.

Yaşasın Cumhuriyet!

Hakimiyet Milletindir!Lozan’a yurdun tek temsilcisi olarak giden TBMM Hükumeti, Mustafa Kemal Paşa’nın söylemiyle “Osmanlının hiç görmediği siyasi bir başarıyla” dönmüş, Milli Zafer kabul ve tasdik edilmiştir.

Saltanatın kaldırılması ve Lozan Barışından sonra ülkede bir rejim boşluğu baş göstermiştir. 1920’de kurulan ilk meclis yazılı olarak bildirilmese de, halkın seçtiği meclis olarak, cumhuriyetin özelliklerini taşımaktaydı. Rejimin o dönemde adının konmamasının nedeni, hem meclisin işgalden kurtulmak gibi bir amacının olması hem de yurt genelinde sağlanan birlik – beraberliğin bozulmaması içindi. Lozan’dan sonra bu rejim boşluğunun giderilmesi için, özellikle Mustafa Kemal Paşa ve yakın çevresi başta olmak üzere mecliste görüşmeler yapılmıştır. Cumhuriyet rejimine geçiş süreci devam ederken gerçekleşen bir olay bu süreci hızlandırmış, zaten hali hazırda var olan cumhuriyet rejiminin adını koymak için bir gece yetmiştir. 27 Ekim 1923 tarihinde istifa eden  Ali Fethi Okyar başkanlığındaki hükumet yerine yeni hükumet kurmaya çalışırken çıkan aksaklıklar sonucunda, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarıyla ile bir yasa taslağı hazırlanmıştı. Mustafa Kemal Paşa burada o ünlü “Efendiler Yarın Cumhuriyet ilân edeceğiz.” sözünü de burada söylemiştir. Ertesi gün meclis gündemine getirilen bu yasa tasarısı kabul edilmiş, Anayasa değişikliğine gidilmiş, 29 Ekim 1339 tarihli ve 364 sayılı Kanun’un kabulü ve “Yaşasın Cumhuriyet!” sloganları ile cumhuriyet sistemine geçilmiştir.

23 Nisan 1920’de açılan ilk TBMM’nin duvarında da hala asılı duran tabloda yazdığı gibi “Hakimiyet Milletindir” sözü artık yasa ile de resmileştirilmişti.

Son Söz

Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ilk ayak bastığı andan itibaren sürekli aklında ve beyninde yer eden Cumhuriyet düşüncesini hayata geçirebilmek için kaç savaş, kaç tamim ve kongre, kaç meclis tartışmaları atlattı. Ancak onun bıraktığı en büyük miras olan cumhuriyet hala günümüzde sapasağlam ayakta. Cumhuriyet rejiminin ana parolası “Halk kendini yönetenleri seçer.” Bu parola ile ilk meclisten günümüze – ara sıra aksasa da – gelmiştir. Bizlere, yani bu millete böyle bir sistemi hediye eden birine küfürler savurup, “iki – ayyaş” laflarını bu sistemle ülke yönetimine gelmiş insanların ağzından duymak gerçekten ironiktir. Demokrasi ve cumhuriyet birbirinden asla ayrılmaması gereken olgulardır. Cumhuriyet tek başına her zaman doğru bir şey olmayabilir. Hitler’de 1939’da Almanya’nın başına geçtiğinde seçimle gelmiş ancak sonuçta bütün dünya acı çekmişti. Bugün ülkemizde Cumhuriyet hala dimdik ayakta ancak demokrasi olgusunu kaybettiğimizde, cumhuriyet sadece bir rejim adı olmaktan ileri gitmez. Demokrasiden ayrılmasını asla istemediğimiz cumhuriyetimizin 93. yılı kutlu olsun…


Kaynaklar

1- Nutuk, Gazi Mustafa Kemal Paşa, Devlet Basımevi, 1938 Ankara
2- Telgraf metinleri için İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Son Sadrazamlar, IV.1738

The following two tabs change content below.

Sefa Sungur

Tarih , İstanbul Üniversitesi

Son Yazılar: Sefa Sungur (tümünü gör)

Bir Yorum Yapın